• bu filmi nazarin'le birlikte düşünmek lazım, kaldı ki ikisi de aynı adamın kitabın uyarlanmış.

    nazarin mi, viridiana mı desen kesinlikle sağdaki derim; çünkü kitapların yapısını bilmesem de viridiana'nın nazarin'e göre daha oturmuş ve dengeli bir film olduğu su götürmez. şunu da ekleyebiliriz, viridiana bunuel'in sürgünden önceki filmlerini tenzih ederek ustanın o yıla kadarki en sağlam görsel yapıya ve narrasyona sahip filmi diyebiliriz; sonra diğer başyapıtları geldi zaten.

    daha önce de bahsedilen "eli hafif" meselesini kendimce şöyle açabilirim. bu film bunuel'in o ana kadarki filmografisinden bariz izler taşıyor. (yahu tabi taşıyacak, aynı adam çekmiş hepsini dediğinizi duyar gibiyim; sabırlı olun, geliyorum) misal ilk iki filminden sonra çektiği les hurdes'de toplumsal otoritelere; bu devlet olur, kilise olur, yaklaşımındaki absürdlüğü dikkat çeker. sonrasındaki meksika dönemindeyse bunuel'in filmlerinin yapısı bariz bir şekilde hitchcockesktir (hitchcockvari?) bu filmde de eniştesinin viridiana'ya olan saplantısınin benzeri el'de vardır; yine ensayo de un crimen'de bu filmdeki topuklu ayakkabı bir sahnede önem kazanır. hem zaten viridiana tam bir hitchcock kadını değil midir sorarım. özetle bu sembolizmi absürd bir şekilde araya serpiştirme (son örneklerinden biri için (bkz: doubt) aynı şekilde viridiana'da müthiş sonuç verir ve aynen söylendiği gibi jodorowski'nin 'entel' sürrealizminden ziyade olaya müthiş bir mizahi boyut katar. işte viridiana aslında tüm bunların toplamı, l'age d'or'dan sonra kanımca ilk büyük bunuel filmidir.

    viridiana'yı biraz detaylandıralım.

    filmin merkezinde aynen nazarin'de olduğu ve filmlerin de isimlerinden anlaşıldığı gibi tek bir din insanı var. iki filmde de bir isa alegorisi dikkat çekiyor. nazarin'de isa gibi yaşamaya çalışan rahip dayak yedikten sonra diğer yanağını çeviriyor, ironiktir dayak yemeye ısrarla devam ediyor; viridiana'da ise kendine havariler yaratmış bir rahibe var ve en sonunda onların ihanetine uğruyor. aslında iki filmde de bunuel tanrıdan ziyade kilise kavramına giydiriyor; velev ki tanrı var, yine de işlerin çığırından çıkmasını sağlayan nihayinde biz olduk, toplumun getirileri sebep oldu demeye getiriyor. nazarin'e baktığımızda idealize bir din adamı görüyoruz; mucize diye bir saçmalığın olmadığını söyleyen, kendisini önemli görmeyen nazarin, toplum tarafından bir türlü kabul edilmiyor, işçilerin yanından kovuluyor, suçluların yanında dayak yiyor. bir nevi dini minvalde bir yaşayışla topluma uyum sağlayamıyor, kısacası dini pratikler ya da argümanlar toplumda arızaya neden oluyor. aynı şekilde viridiana her gittiği yerde cinsel bir obje olarak görülmekten kurtulamıyor ve herkesle arasında bir cinsel gerilim yaşıyor. bir başka sahnede ise viridiana fakirleri doyuruyor, ama bunun bir vicdan masturbasyonu olduğu aşikar, zira viridiana kendini eniştesine olanlardan dolayı suçlu hissediyor ve fakirlere yardım ederek kendini rahatlatıyor. burada ek olarak bunuel bu yardımseverliği farklı bir düzlemde ele alıyor ve bir köpeği kurtarmakla bütün köpekler aleminin kurtulamayacağına getiriyor ve işi toplumsal bilince bağlıyor.

    sonlara bakarsak film nazarin'e nazaran daha farklı ya da açık bir sonla bitiyor. nazarin'de bağışı kabul eden rahibin inancına bağlı kalıp kalmadığı belli değil, film yine bir işlemezlik haline işaret ediyor ve aslında ironik olarak ele alırsan oldukça da iyi bağlanıyor ama viridiana'da viridiana'nın sonunda oyuna dahil olması bazı şeyleri değiştirmeye karar verdiğinin açık bir kanıtı, gerçi aynı sahnenin başında viridiana'nın sözümona kuzeninin evinde ramona'yı gördüğünde yüzünün aldığı hali görünce niyetini kestirebiliyoruz.

    filmin ne kadar bu kadar gürültü kopardığına gelirsek; iki noktada açık bir istihza var; ilki isa'nın başındaki figürün yanması ikincisiyse çok daha sert, son akşam yemeği göndermesinde isa yerine geçen kör adamın karısının(meryem?) tecavüze uğraması. ayrıca filmde tanrı inancından ziyade kilise ve dini bir meslek ve meta haline getirenler eleştiriliyor, doğal olarak bir çok kişinin çıkarına ters düşen olaylar var. misal ingmar bergman'nın filmleri yasaklanıp yakılmamışken bunuel'e yapılanlar düşündürücü ve aslında oldukça da manidar. çünkü dünyada din üzerinden insanları istismar edenler varlıklarını sürdürdükçe bu konumları korumak, güçlerini kaybetmemek için saldıran ve insanları birbirine düşüren insan namzetleri de oluyor. tabi tüm bunlara karşılık bir bunuel filmi onların hepsini bedeldir, olacaktır.
  • fakirler ve dilencilerden oluşan "`son akşam yemeği`" sofrası sahnesi ile hem burjuvaziye hem de hristiyanlığa gerekli göndermeyi yapmış, bu sahnesi ile birlikte hem bunuelografisinde hem de sinema tarihinde önemli bir yere sahip olmuş film.

    "küller pişmanlık ve ölümdür."
  • katolik dunyasindan buyuk tepki almis, [bunuel'in amaci buydu zaten] ispanya'da yasaklanmis, papa tarafindan hristiyanliga kufrediyor diye afaroz edilmis 1960 yapimi film. fernando rey her zamanki gibi basrolde ve yine birinci sinif oyunculugu.
    filmin ikinci yarisinda, sylvia pinal'in eve iyilik olsun diye dilencileri almasi, onlari beslemesi ile baslayan olaylar zinciri, ozellikle enteresan gelmisti seyrettigimde..
  • fakirlerin eve girmesi, last supper'ı dramatize etmeleri ve sonrasında halleluia korosu eşliğinde kendilerini kaybetmeleriyle tavan yapan güzel bir bunuel filmi. ayrıca sonunu izlerken aklıma simon del desierto'nun sonu gelmedi değil.

    ayrıca;

    (bkz: arabanın tamponuna köpek bağlayan hayvan)
  • filmin ilk 1 saatinde "alla allaa neden yasaklanmış ki bu film" diyerek izledim, sonrasında "haa" diyerek mevzuya aydım. iki yüzlü ahlak anlayışına sert ve net eleştiriler yapan çok sağlam bir film. mizahi yönü de kuvvetli ve sadece 90 dakika. hayatınızın 90 dakikasını bu filme ayırmanızı tavsiye ederim.

    --- spoiler ---

    rahibe olmanın kıyısından dönmüş viridiana'nın, sonunda gözleriyle resmen "ahlakını sikeyim katolik kere" dediği film.

    --- spoiler ---
  • 1961 yapımı luis bunuel filmidir. franco dönemi ispanya sında, franco ya muhalif bir stüdyoda çekilmiştir.

    --- spoiler ---

    bunuel bu filmde tüm sınırlarla oynamış, ağır hristiyan mistisizmi ve burjuvazi eleştirisi yapmıştır. defalarca taklidi yapılan isa nın son yemeği tablosunu gerçekten "günahkarlardan" oluşturduğu bir grupla sahnelemiş; böylelikle hristiyanlığa yönelik sert bir eleştiride bulunmuştur. hatta diyebiliriz ki eve gelen burjuvazi temsilini "romalılar" olarak göstermiş ancak bu sefer romalıları "aklamıştır". böylelikle taklitlerinden farklı olarak, bunuel resmin tekraraını çekerken, içeriğindeki kutsiyeti de parçalamıştır. tabi ki bu sahne, filmin 1977 ye kadar ispanya da yasaklanmasına, kopyalarının da yakılmasına sebep olmuştur. eğer cannes da yarışmak üzere bir kopyası gönderilmemiş olsaydı, sinema tarihi bu unutulmaz sahneden de mahrum kalacaktı.

    bunuel in dine getirdiği eleştiri yalnızca bu nedenle ağır değildir; tüm film zaten üstadın dine yönelik saldırı hareketidir; çünkü filmde masum, iyiliksever rahibe viridiana nın tanrısal öğretilerle insanlara yaklaştıkça, nankörlük ve saldırganlık gördüğünü; gördüğü her nankörlük sonucu, kademeli olarak da tanrıdan uzaklaşışını da izleriz. hatta diyebiliriz ki, eğer üstad filmini uzatmış olsaydı, viridiana belki de ateizmiyle övünecek bir hale gelecekti; zira son sahnede hristiyan objelerinin hepsinin yakıldığı, elinden tespihi düşem viridiana, ortalama bir hristiyandan daha az inançlı hale gelmiştir. dikenli teli yakılmış, baş örtüsü çözülmüş, dinlediği ilahi yerini pop kültüre bırakmış, bir masada tüm cinsel kimliğiyle üçlü aşk oyunu oyuncusundan biri haline gelmiştir.
    --- spoiler ---

    http://www.google.com.tr/...ilms.com%2f;1500;829
  • sansürü atlatma hikayesi efsane olan film.

    acaip filmler ceken yönetmen bunuel’in franco'nun fasist iktidarina karsi bir isaret verebilecegini düsünen gencler (ispanyol yönetmenler) bunuel’i ispanya’da film çekmeye davet ederler.

    sansür kuruluna fake bir senaryo vererek kuruldan geciyor, cekimler icin izin aliyorlar.

    filmi cekip hemen gizlice paris'e götürüyorlar.

    ve filmin cannes'daki gösteriminde franco'nun sinema genel müdürü muñoz fontán, bir kova soğuk suda boğulmuş gibi hissetti (tahmin edebileceğiniz gibi).

    palme d'or'u kazandıklarında, ödülü sahnede alma görevini muñoz fontán'a teklif ederek yaptiklari isi taçlandırmayi akil ettiler; evrensel sinemanın zirvelerinden birinde munoz fontán'ın ödülü almasi korkunç bir işten çıkarılma ile sona eren zehirli bir armağan.
  • viridiana'nın çekildiği 1960'lar yeşilçam sineması'nın altın çağının başlangıcı. yılda 300 filme ulaşan üretim. 1960 anayasasının getirdiği özgürlük rüzgarları ile tek tük toplumsal içerikli filmler çekiliyor olsa da büyük çoğunluk bildiğiniz malum salon filmlerinde. ufak çaplı bir feodal yapı eleştirisi yapan "susuz yaz" ın başına gelenler malum. bırakın o yılları, bugün 2013 yılında "viridiana" gibi dini eleştiri yapan bir film, türkiye de çekilse başına neler gelir acaba? bu film de 16 yıl ispanya da yasaklı kalmış ama ilginçtir hemen yanı başındaki kapı komşusu fransa da büyük ödülü kazanmış. final muhteşem. kesinlikle izlenmeli. l. bunuel ustaya selam olsun!
  • dogville prototipi; lisanımı mazur görürseniz ikinci bölümü "acıma yetime döner koyar götüne" benzeri "acıma mazluma gelir sıçar salona" diyebileceğim bir temaya sahip; ansızın giden enişte, bayağı güzel bir kadın ve ünlü bir parti sahnesiyle daha da ünlü bir "son akşam yemeği karesi" içeren film.

    bir köpeği "kurtardıklarında" görmedikleri aynı durumdaki başka belki de binlercesini sembolize eden diğer köpeğin yanlarından geçtiği sahne... ne kadar güzel. insanlıkla ilgili ne kadar karamsar bir film. bir tokat gibi. yalnız öyle bir tokat ki uyanmak için tekrar tekrar tokatlanmak istetebilir.
  • dini kurum ve öğretilerin gerçek dünyada ne kadar aptalca, saf, yetersiz ve anlamsız kaldığı yüzleşmesini yaşayan bir kadının hikayesi. belki karakter bire bir bunu hissetmiyor olabilir fakat bunuel'in seyirciye bunu hissettirmek istediği, çok iyi bir mizah yükleyerek de başardığı kesindir. bir nevi dalga geçip çok eğleniyor ve eğlendiriyor. bu kadar tepki toplamasına şaşırmamalı. çok dürüst ve cesur bir film. ahlaklı ve düzgün, ya da en azından ılımlı olmaya hiç çalışmayan bir senaryo.

    viridiana tarlada yeni oyuncağı dilencileriyle tutkulu bir şekilde dua ederken, filmin bu neredeyse vahşi görüntüleri ve tarlada yapılan üretim, çalışma sahnelerinin harika montajlandığı bir bölüm var. batıl ve at gözlüklü bir ritüelle, üreten ve modern dünyanın umudu olan bir iş ritüelinin çelişkisini çok etkileyici bir şekilde filme yerleştirir. hikayenin sonunda viridiana'nın ahlakçılığı yenik düşer, eve elektrik getirilir.
hesabın var mı? giriş yap