• gta 4'te liberty rock kanalında çalıyor, her çıktığında görevdeysem görevi siktir ediyorum, safehouse'a kayıda gidiyorsam arabadan inemiyorum, sokakları amaçsızca dolaşıyorum, öyle bir şarkı. çok güzelsin bebeyim.
  • muhteşem sözleri olan bir şarkıdır.. 10 sene önce de benim için muhteşemdi, gecenin bi vakti şimdi dinlerken de muhteşem.. acaba çok gençken dinlediğimizden mi bu kadar felsefik geliyordu bu eski şarkilar bize, yoksa artık bunlar gibi ayağı yere basan sözleri olan şarkilar yapilmiyor mu? bu şarkının sözlerini siraların üzerine kazirken,hatta tam olarak "for every moment of truth,/there's confusion in life/love can be seen as the answer,/but nobody bleeds for the dancer" duyduğum hayranlığın daha azını duymuyorum bu yaşta hala kendilerine... doğru söylüyor işte adam.. öyleyken böyle diyor.. çok az şey oldu hayatimda bana böyle "hakket" dedirtecek çoğu da heavy metal müzikten, bu gibi şarkilardan geldi..

    şimdi şimdi farkediyorum da, sanırım heavy metal müziği kendi kişisel gelişimimde babamdan daha fazla yardımcı oldu. mesela dio olmasaydı yabancılarla konuşabilirdim, ya da led zeppelin olmasaydı daha hazırlıksız yakalanabilirdim sevgiliden ayrılmaya.. black sabbath, ozzy, iron maiden (tarihle ilgilenmezdim mesela iron maiden olmasa) veya metallica olmasa (bkz: kapitalizm) ben ben olmazdım.. babam ise ben bunlarla etkileşirken paso gazete okuyup transferlerle ilgilendi..
  • inanılmaz muzikalitesi , her seferinde bin turlu anlam cıkabilecek yine aynı guzellikteki sozleri ile belki gelmis gecmis en iyi album , black sabbath'ın doruk noktası.
  • zamanında blizzard of ozz albümü için entry girdiğimde heavy metal efsanesi black sabbath'ın 70'li yıllar sonunda zorlandığını ve de vokalistleri ozzy osbourne ile yollarını ayırdığını anlatmıştım. tabii orada sonra dümeni osbourne'a kırıp başka bir hikayeden ilerledik. ancak vokalistini kaybeden sabbath da kendi hayatta kalma hikayesini yarattı. disco'nun hala hüküm sürdüğü, synthpop'un kendini gösterdiği, punk'ın yeni bir yol açtığı yıllarda 70'li yılların roçkçılarının bir çoğu doğal olarak yeni döneme geçişte zorlandı. zaten müzisyenin kaderinde değişen nesillere ayak uydurabilmek vardır. lakin black sabbath, ilk büyük dönemecini başarı ile geçip, 1980 tarihli heaven and hell'i ile takdir topladılar.

    sabbath'ın daha sonraki yıllarında yaşadığı karambollerde olduğu gibi ozzy sonrası sıkıntılı dönemde de grubun devam etmesi gitaristleri tony iommi'nin çabası sayesinde oldu. 1979 yazında iommi, vokalist ronnie james dio ile ya denk geldi ya da buluşturuldu. her ne olursa olsun kimya tutmuştu. dio, ritchie blackmore ile sürükledileri rainbow projesi ile dikkat çekmiş, söz yazarken ilhamını daha çok efsanelerden, mitolojiden ve mistikten alan, güçlü bir vokalistti. ancak o sene rainbow'dan yollarını ayırmıştı. rainbow'un dio sonrası çıkardığı şarkılara bakınca genel kanı blackmore'un daha popüler işler yapma isteğinin bu ayrılığa sebep olduğu olsa da blackmore'a göre ise artık dio, söz yazarken, fikir getirirken işini biraz savsaklamaya başlamıştı. çok büyük ihtimalle iki durum birden yaşanıyordu. rainbow sonrası dio, yeni bir grup arıyordu. iommi ise bir vokalist. bu nedenle bu ikili çok doğru bir zamanda bir araya geldi. öte yandan osbourne, hem imaj, hem vokal bakımından daha serseri, boş vermiş gözüken bir adamdı. kendine has sesini, iommi'nin gitar riflerine ekleyerek bir tarz ortaya çıkarmıştı. garip bir adamdı ama karizmatikti. dio ise daha geniş ses aralığına sahip ve bu özel sesini çok farklı şekillerde kullanabilen, fiziksel olarak bakınca ise dev sesine ters bir şekilde küçük bir adamdı. yani dio, ozzy osbourne sonrası grup için en uygun vokalist gibi de durmuyordu.

    grup içinde sıkıntılar sadece vokal tarafında değildi. davulcu bill ward, grubun bu yeni döneminden çok memnun değildi. son iki albümde gruba vokal olarak da katkıda bulunan ward, dio ve iommi'nin çıkardığı ürünleri pek sevmemiş, kendisi de bu üretim sürecine pek de davet edilmemişti. zaten, alkol bağımlılığı gitgide daha büyük bir sorun yaratan ward'ın da bu sağlık durumu ile vereceği çok bir şey yoktu. bas gitarist geezer butler ise bambaşka bir durumdaydı. grubun söz yazarı olan butler, bir boşanma sürecinde olması gibi kişisel problemleri yüzünden şarkı yazımına katılamıyordu. daha da önemlisi, kayıtlar başladığında butler hala müsait değildi. ilk provalara katılsa da daha sonra bir süre ayrı kaldı ve yerini gruba klavye konusunda destek olan geoff nicholls aldı. daha sonra ise dio'nun ilk grubu elf'te çalan ve doğal olarak rainbow'un da ilk albümünde bas gitarist olarak yer alan craig gruber, kayıtlara devam etti. ancak sonuç olarak butler, geri gelip kendi bölümlerini baştan kaydedip albümde yer aldı.

    grubun, rainbow'dan tek aldığı isim dio olmadı. rainbow'un (ve öncesinde deep purple'ın) albümlerinde prodüktörlük yapan martin birch de bu albümün kayıtlarında sabbath'a el uzattı. birch'in etkisi ile sabbath'ın özellikle son albümlerinde yer alan biraz kirli prodüksiyon yerine tertemiz bir kayıt ortaya çıktı. şarkılar zaten güzel, ona geleceğiz. ancak tüm enstrümanlar ve vokaller de çok net duyuluyor albüm boyunca. e bunları çalanlar ve söyleyenler efsane olunca albüm tadından yenmiyor. sadece bill ward bana biraz durağan ve risksiz çalmış geliyor. öte yandan iommi, belki de kariyerinin zirvesinde. butler, şarkılara can katıyor. ronnie james dio ise hem vokali hem sözleri ile sabbath'ı başka bir seviyeye taşıyor. tabii ki herkes için bu böyle değil. zakk wylde'ın da içinde bulunduğu bir çok sabbath hayranı, "ozzy'siz sabbath mı olur?" dedi, hala diyor. bill ward'ın kendisi bile bunu ima etti. söz ve müzikteki bu değişimi kabullenmeyenleri anlayabilirim. ancak benim için dio'lu sabbath hiç problem değil. dolayısıyla bu albüme bir sabbath klasiği demekten çekinmiyorum.

    neon knights, albüm açılışı bakımından metal dünyasındaki efsanelerden birisi. albümün en iyi şarkısı değil ama işini uzatmadan çat diye başlayan ve yüksek tempo devam eden bir enerji topu. dio'yu daha 11. saniyede duymaya başlıyoruz ki elinde dio gibi biri varsa hemen öne sürmemek garip olurdu zaten. şarkı aslında çok komplike olmayan bir eser. çok basit bir rif çalan iommi'nin gitar tonu çok iyi. geezer'ın da keza tonu çok iyi. bas gitar genel olarak ana rifi takip etse de arada şarkıyı çeşitlendiriyor. davul ise kendini daha rölantiye almış. dio, zaten muhteşem. tüm şarkı boyunca sesini bangır bangır kullanıyor. şarkının en sevdiğim kısmı ise gitar solosu çünkü beklenmedik bir şekilde şarkının müzikal tonunu değiştiriyorlar. iommi'nin en iyi sololarından biri bu şarkıda keza solo çok melodik. arka plana bir anda dahil olan klavye de soloya hoşluk ekliyor. şarkının adı "neon lights" tabirinden geliyor. bunu neon knights yaparak, "modern zaman şövalyeleri" gibi bir anlam yaratıyorlar. şarkı boyunca zaman içinde hiçbir şeyin tam olarak kaybolmadığı söylenerek, kötülere karşı her zaman iyiliği koruyacak kahramanların var olduğu mesajı ile umut veriliyor diyebiliriz. güçlü bir eser, çok uzun değil. böyle şarkılar genelde iyi albüm açılışı eserleri oluyor. ayrıca albümün de ilk single'ı olarak da yayınlanması da grubun şarkıya ne kadar inandığının bir diğer göstergesi. şarkı hakkında şöyle üzücü bir bilgi de vermek lazım. bu eser ronnie james dio'nun sahnede söylediği son şarkı keza bu eser tüm turnede olduğu gibi turnenin sonundaki 29 ağustos 2009 tarihli heaven & hell konserinin kapanış şarkısı olmuştu.

    neon knights için umut veriyor dedik de children of the sea daha karanlık bir temaya değiniyor ve de dünyanın nasıl dengesini bozduğumuzu anlatıyor. adım adım ileri yürümek yerine, geleceği düşünmeden, sonsuz bir hırs ile hareket ederek dünyanın sonunu getiriyoruz. en azından dio, gruba armağan ettiği sözlerinde bunu söylüyor. insanlığı da denizin kaybolmuş çocukları olarak anlatıyor. tabii grubun ozzy döneminden children of the grave adlı bir şarkısı da var. hatta o şarkının da sözleri çürümekte olan bir dünyada isyan etmeye başlayan çocukları anlatıyor. yani iki şarkı arasında ciddi bir paralellik var. ikisi de iyi şarkılar ama children of the sea, benim için daha başka bir yerde. bir kere şarkının 40 saniyelik introsu çok iyi. basit bir re minör arpejin üstüne eklenen gitar ve bas gitar melodilerinin ayrı telden çalmalarına rağmen yakaladıkları uyum çok iyi. dio'nun yumuşak sesi ile şarkıya girmesi muhteşem. bu introyu son nakarat öncesi bir kez daha duyuyoruz ama o baştaki gitar ve bas melodileri olmadan biraz eksik kalıyor ama olsun. dio'nun vokalini uzatırken şarkının sert kısmına geçilmesi çok etkileyici. dio, zaten genel olarak inanılmaz bu şarkıda. mesela şarkının sonundaki "look out!" bölümlerinde kendisinin uyarılarını dinlerken hayran kalmamak elde değil. iommi ve butler, uyumu yine muhteşem. bu ikiliyi dinlemek her zaman zevkli, bu şarkıda ise apayrı güzel. şarkının nakaratı çok başarılı. şarkının enstrümantal kısımlarındaki klavye ile yapılan koro efekti de şarkıya epik bir hava katıyor. genel olarak farklı havada parçalar barındırması ile progresif bir hava taşıyan, çok güçlü, özel bir heavy metal şarkısı.

    bu epiklikten sonra bir başka standart hard rock havasında ilerleyen lady evil başlıyor. sözleri sabbath'ın mistisizmi ve dio'nun fantastik dünyasını birleştiren bir tatta. şarkı boyunca gizemli, cadımtrak bir kadın ve onun getirdiği kötülükler anlatılıyor. grubun ilk albümünde de evil woman adlı bir cover vardı. yani grup için bu yeni bir tema değil. müzikal olarak albümün girişindeki neon knights gibi saf bir rock şarkısı. sürprizsiz, enerjik bir davul ritmi üstüne, yerinde duramayan bir bas gitar performansı ve de klasik bir gitar rifi eklenmiş tabii iommi şarkıda bol bol solo gitarını da konuşturmaktan geri kalmıyor. nakarat, insanı hemen yakalıyor. bu nedenle abd'de single olarak yayınlandı. sonuç olarak neon knights'ta olduğu gibi burada da grubun ara yollara sapmadan, doğrudan, enerjisini hiç düşürmeden, akılda kalıcı bir rock şarkısı yaptığını görüyoruz. bunu başarmaya çalışırken sıkıcı ya da bayağı olmamak büyük meziyet. ortaya çıkan eser, dinlemenin sıkmadığı, sıkı bir rock şarkısı olmuş.

    ancak doğruyu söylemek gerekir ki standart bir rock şarkısı iyi hissettirir ama heaven and hell gibi üstüne kafa yorulmuş, dolu dolu şarkılar ise tarihe geçer. yani daha ilk saniyesinden kafa sallatmaya başlayan ikonik bir rifi var, bunun üstüne ne denir bilmiyorum. tabii ki rif büyük resimde önemli bir parça ama şarkının tek olayı değil. acayip dolu bir şarkı bu. müzik anlamında çok şey oluyor şarkı boyunca, şarkı içinde tekrar eden motifler bile hep farklı farklı veriliyor. mesela ilk kıta bas gitar ve davul eşliğinde okunurken, ikinci kıtada arka planda gitar efektleri ile bir farklılık katılıyor. üçüncü kıtada ise arkaya ana riflerden biri konuluyor. ya da ikinci nakarat, ilk nakarattan daha farklı şekilde sunuluyor. üçüncü nakarata girer gibi yapıp girmiyorlar. hep bir hareket var yani. ne olacağını bilmiyorsun. bunlar bir yana şarkının 4:20 itibari ile hızlanması inanılmaz gaza getiriyor. ward'ın gaz ritmi üstünde, dio'nun ayrı, iommi'nin ayrı, butler'ın ayrı coşması heavy metal tarihinin en görkemli anlarından birisi. tüm bu gaz performansın sonunda şarkının kalplere dokunan, klasik müzik esintili akustik gitar performansı ile bitmesi de ayrı bir sürpriz, kulaklara da bir ziyafet. şarkının sözleri de ayrı heyecan verici. adından da belli olduğu üzere, hayattaki zıtlıkların ilham verdiği bu eserde, gerçekliği ararken bir illüzyon bulmak ya da bir cevap ararken kaybolmak gibi örnekler verilerek bence iyilik ve kötülüğün bir arada bulunması ve bunun da yarattığı kafa karışıklığı anlatılıyor. bir yandan da şarkının doğrudan mesaj veren bir havası var. zaten dio da şarkının sonunda bize "ahmak!" diyerek cevabı bulmamız gerektiğini söylüyor ama ah be dio baba, öyle kolay değil ki? şarkıdaki yan mesajlardan biri de bence sanata sığınmak. "bana bir şarkı söyle" diye başlayan bir şarkı hayattan zevk alanlara günahkar denilmesini eleştiriyor ve "dans edenler"e kimsenin sahip çıkmadığını söyleyerek en sonda bizi bu durumu değiştirmeye çağırıyor. bize yalan söyleyenlere karşı çıkan şarkı, bize sevgiyi ve sanatı savunmamız gerektiğini söylüyor gibi. lakin işin asıl güzelliği herhalde şarkı sözlerinin herkes için farklı anlamlar uyandırabilecek, biraz gizemli ve kafa karıştırıcı bir şekilde olması. progresif yapısı ve de özellikle sonlarda dinleyiciye direkt seslenen sözleri ile benzeşen children of the sea ve heaven and hell, herhalde bu albümün en iyi şarkıları ve de dio'lu sabbath'ın ozzy döneminden ne kadar farklı ve de kendine has bir havası olduğunun da en iyi göstergeleri.

    albümün ikinci yüzü ilkine göre birazcık daha zayıf olsa da halen çok güçlü. hatta wishing well, benim albümde en zevk aldığım şarkılardan biri. neon knights ve lady evil gibi doğrudan hard rock bir şarkı olan bu eser, hem çok enerjik, hem de şarkının iyi hissettiren bir havası var. evet, iyi hissettiren bir black sabbath şarkısından bahsediyorum. her zaman karanlık, mistik olacağız diye bir şey yok. bu şarkıda iommi'ye artık ne vermişler bilmiyorum ama bir makina gibi durmadan çalıyor maşallah. dio'nun şarkı söylemediği her an bir solo atıyor baba. üstüne üstlük şarkının arka planında çok güzel bir akustik gitar performansı var kendisinin. şarkının enerjisine çok iyi katkıda bulunuyor. şarkının nakaratı çok iyi, sonlara doğru bu nakaratın varyasyonunu da duyuyor olmamız iyi geliyor. yine grubun dinamikliğine bir başka örnek. şarkı sözleri, mutsuz hayatında şans yolu ile mutluluk yakalamaya çalışan birine el uzatan birisini anlatıyor. yani sadece müziği ile değil, sözleri ile de pozitif bir eser diyebiliriz. rock müziğe doymak için ziyaret edilebilecek bir başka yüksek kalite sabbath şarkısı. öte yandan ne grup ne de daha sonra heaven & hell projesi bu şarkıyı canlı yorumladı. o nedenle biraz kıyıda köşede kalmış ancak bunu hak etmeyen, çok sağlam bir eser.

    die young, albümün farklı şarkılarından biri. zaten şarkı ağır bir klavye kullanımı ile açılıyor. bu hava şarkının bir yüzünü oluşturuyor. bu bölümler, daha duygusal, biraz hülyalı bir yüz. ilk 50 saniyede ve de "die young, die young" diye başlayan bridge bölümünde kendini gösteren bu bölümlerde, iommi'nin gitarının o yırtıcı ve hızlı tarzı yerine daha david gilmour tadında az ve öz kullanıldığını görüyoruz. bridge bölümünde bas gitar da çok acayip işler yapıyor. bunun yanında dio'nun "die young, gonna die young, someone stopped the fair" derken yaşanan akor değişimi, şarkının bir an durup klavyenin geri gelmesi ve de bridge kısmı biterken duyulan vokal melodileri insanın içini gıdıklayan, çok farklı tatlar. şarkı aslında yaşamın tadını çıkarmak gibi bir mesaj verse de bunu "erken ölüm" metaforuyla verdiği için belli bir karanlık, belli bir duygusallık içeriyor. bu bölümler de sözlerdeki ölüm referansları ile çok uyumlu. şarkının öteki yüzü ise bir başka bir canavar rock şarkısı oluşu. dio, yırtıcı. iommi yine hiç durmuyor. butler, yine muhteşem bas gitar motiflerini oraya buraya yerleştiriyor. ward yine çok enerjik. bu bölümler albümün genel havasını takip ediyor. şarkının ingiltere marketinde single olarak yayınlanması da bu rock bölümlerini düşünürsek çok normal. lakin şarkının albenisi kesinlikle klavyenin öne çıktığı bölümler. klavye, sabbath'ın bundan önceki iki albümünde de kendine ciddi yer bulmuştu ama bu şarkıda verdiği hissiyat bambaşka.

    walk away de grubun daha unutulan eserlerinden biri, o da wishing well gibi hiç canlı çalınmayan ama diğerlerine daha düz ilerleyen bir eser. temposu biraz daha ağır bu rock şarkısı bende bir kiss şarkısı havası uyandırıyor. öyle ki şarkının girişindeki gitar rifinde duyduğumuz, daha sonra da nakarat sonrası vokal ile tekrarlanan melodiyi her duyduğumda "lick it up, liiick it up" diyesim geliyor. öte yandan aslında lick it up, bu şarkıdan sonra yayınlandı. yani çalmışsa, kiss çalmıştır ama yine de bu şarkı bir 70'ler kiss albümünde sırıtmazdı. şarkının sözleri de bir garip. güzelliği ile baş döndüren bir hanımefendiyi anlatan şarkıda dio bize "aman böylesini görünce kaçın, bu sizden sadece çocuk yapmak istiyor" gibi çok önemli baba nasihatları vermekte. şarkının garip bulduğum bir yanı da nakarat sonrası enstrümantal kısımda şarkı fade-out olurken, şarkı bitmiyormuşçasına dio'nun vokale giriyor olması çünkü o vokal girdiği gibi gitgide kayboluyor. e hemen kaybolacak ise neden vokal soktunuz? müzik anlamında çok fazla anlatılacak bir şey yok. bas gitarı mikste öne almaları ve butler babayı güzel güzel dinliyor olmamız iyi. şarkının çok öyle falsosu yok ama albümün en zayıf eseri de açık ara bu.

    bir önceki şarkıda kiss havası alırken, lonely is the word ise bende whitesnake / david coverdale hissiyatı yaratıyor. biraz ağır ilerleyen bu heavy blues şarkısının sözleri de blues havasına uygun bir şekilde yalnızlıktan ve yoldan bahseden bir eser. tam bir albüm kapanışı olan bu şarkı tüm albüm boyunca sahip olduğu enerji sonrası güzel bir cila çekiyor. iommi'yi ikide birde övdüm, daha da övmek istemiyorum ama durmam mümkün değil. baba, sazı eline 1:50 gibi alıyor ve de şarkının sonuna kadar gitar bakımından bir orgazm yaşatıyor. üst üste kaydedilmiş gitarlarla kendi kendine solo yaparak başlayan usta gitarist, sonra da hem notalar arasında ne kadar akışkan olabildiğini gösterirken, bir yandan da notaların duygusallığını yansıtmaktan çekinmiyor. bas ve davul da çok iyi bir zemin hazırlıyor. ilgimi çeken bir şey klavyenin şarkının son solosunun arkasına eklenmesi ve stairway to heaven solosunun arkasında da kullanılan akorları çalıyor olması. tesadüftür herhalde. ya da iommi, selam cakmak istedi zeppelin'e bilemem. bu şarkı ile ilgili tek keşkem bill ward'ın albüm içindeki en iyi davul ataklarından birinin fade out'a denk gelmesi. bu nedenle biraz arada kaynadı.

    heaven and hell demişken, aynı sene çıkan blizzard of ozz ile karşılaştırmadan olmaz. heaven and hell, blizzard of ozz'dan daha önce yayınlanan bir albüm. ozzy'nin kendini ve grubunu toparlaması tabii biraz daha zaman aldı. listelerde ozzy daha iyi bir performans gösterdi. özellikle abd'de yıllar icinde blizzard of ozz, heaven and hell'e göre çok daha fazla satış yaptı. açıkçası crazy train de heaven and hell'e kıyasla daha çok bilinen, herhalde biraz daha ikonik bir eser oldu. yani ozzy'nin hakkını teslim etmek lazım. çok sağlam olmayan mental haline rağmen, ilk solo albümünde çok sağlam bir ekip oluşturup eski grubunu sollaması çok etkileyici. öte yandan sabbath'ın da ozzy gibi bir figürü kaybetse bile yine de iyi satış rakamlarına ulaşıp, son dönem ozzy'li sabbath albümlerini geçmesi ayrı başarı. pek hangi albüm daha iyi? maalesef burada klişeye kaçmam gerekiyor: dinleyici kazandı. gerçekten de iki ekip de bu ayrılık ile kendine geldi, biz de ozzy vokalli bir başka tırt albüm yerine yerine iki tane canavar albüm dinlemiş olduk.

    heaven and hell'i dinlerken neden klasik heavy metali çok sevdiğimi bir daha anladım. garip müzikal ritmlere, şarkı içindeki ani değişimlerine, ses efektlerine, hepsine amenna. müziğin matematiğine, teorisine girmek beyin jimnastiği olarak güzel, şarkılarda ve albümlerdebilinmezlik ve sürpriz hissiyatı yaratmak heyecan verici. lakin işi özü, sağlam bir davulcu, işi çeşitlendiren bir basçı, hem riften hem solodan anlayan bir gitarist ve de ağzını açtı mı gücü dinleyiciyi titreten bir vokal. heaven and hell albümü de bu işte. ancak öte yandan çoğu şarkısında bir mesaj olması, bir takım müzikal sürprizlerden de vazgeçmiyor olması cabası. osbourne ile kaydedilen son iki albümün kafa karışıklığını silen, yepyeni bir başlangıcı olması gerektiği yapan, efsane bir albüm bu. grubun satış rakamlarını da önceki birkaç işe göre arttıran, hem sabbath'ın hem dio'nun zor dönemlerden çıkarak heavy metal tarihinde bir efsane olduklarını kanıtlayan bir albüm. heavy metal sevenlere ya da bu kapıyı açmak isteyenlere birebir bir çalışma.

    4,5 / 5
  • they say that life's a carousel.. kısmı için defalarca dinleyebileceğiniz şarkı. ama hevesinizi kursağınızda bırakıyor. çünkü bu müthiş bölüm solo sonrası insanı iyice azdırıp dio nun mükemmel sesi ile akıp gidiyor. başa sarıp gene dinlesem dediğinizde ise aynı tadı alamadığınızı çünkü şarkının bütünüyle bi anlam kazandığını görüyorsunuz. ayrıca bi çok insan için black sabbath ın en iyi albümü ve şarkısı. hatta metal tarihinin en iyi albüm ve şarkısı bile diyebiliriz. yani ben derim.
  • 29 haziran 2003 ronnie james dio konseri nde canlı canlı dinlediğimiz şaheser. ayrıca dio "there is a big black shape lookin upon me" diye başlayan, şarkının orjinalinde olmayan bölümü de söylemiştir. tam bu bölümde önünde kırmızı bir ışık yanmış süper sahne şovu olmuştur. ayrıca elimdeki bir black sabbath bootleginde "there is a big white shape ..." diye başlayan bir bölüm de vardır. ayrıca iron maiden ın bu şarkıdan oldukça etkilendiğini düşünmekteyim.
  • öksüz kalmıştır :(
  • şu zamanlarda kıymetini daha çok anladığım sabbath albümü/şarkısı.

    şarkı hayat dersi niteliği taşıyan beyitlere sahiptir. örneğin: "love can be seen as the answer, but nobody bleeds for the dancer" belki de bu dönemler içinde bulunduğum duygular dolayısıyla beni bu denli etkiledi ancak bu sözlerin ne kadar sarsıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. bir şarkıdan alabileceğim en kıymetli nasihat: "you've got to bleed for the dancer" dizesidir. bu dizenin anlamı çok fazla tartışılmış olsa da ben anlam bütünlüğü açısından "seni sevene ada hayatını" ya da daha şairane bir üslupla "maşuğun için cefa çek" olarak kabul ediyorum anlamını ve bu "cryptic" dizeler, dio'nun lirikal dehasını tekrar tekrar ortaya koyuyor. sadece bu örnekle kalsa iyi, şu iki kıta bile tokat gibi.

    "they say that life's a carousel
    spinning fast, you've got to ride it well
    the world is full of kings and queens
    who blind your eyes and steal your dreams
    ıt's heaven and hell, oh well

    and they'll tell you black is really white
    the moon is just the sun at night
    and when you walk in golden halls
    you get to keep the gold that falls
    ıt's heaven and hell, oh no"

    black sabbath herhalde en sevdiğim grup. senelerce en sevdiğim albümleri için sabbath bloody sabbath derdim ve 'ozzy vs dio' kıyaslamalarında ozzyciliğim yüzünden dio'yla yaptıkları albümlerle yeterince ilgilenmezdim. ancak yaşım ilerledikçe dio'yla yaptıkları albümlerin müzikalite açısından ne kadar olgun olduklarını ve parça liriklerinin ne kadar derinlikli olduklarını fark ettim. dio'ya tekrar tekrar hayran kalmama vesile oldular. özellikle de bu albüm.

    bir de unutmadan, dio'nun canlı performanslarda söylediği "there's a big black shape looking up at me..." bölümü parçaya ayrı bir hava katıyor. şarkının bestesindeki iç karartıcı atmosfere cuk oturuyor. heaven and hell, konser performanslarını izlemeyi en çok sevdiğim şarkı olabilir.
  • ön gruplar megadeth (!) ve down olacaktır.

    kaynak:http://www.heavenandhelllive.com/html/info.html

    (bkz: oha)
  • black sabbath konserlerinde gennelikle solodan sonrası söylenmeyen şarkıdır. * tony iommi konserlerde şarkının orjinal solosunu atmaz ve doğaçlama takılmaya başlar, ve o doğaçlama ile şarkıyi bitirir. "they say that life's a carousel spinning fast, you've got to ride it well" diye başlayan şarkının belkide en güzel yeri de karambole gider, olsun yinede severiz kendisini.
hesabın var mı? giriş yap