4 entry daha
  • çıkış yolunu; gündelik hayatın ardında gizlenen imgelerden tasarlayan çizgi roman yaratıcısı harvey pekar’ın hayatını anlatan american splendor, amerika’da, geçen sezonun en çok beğenilen filmlerinden biri. gerçek ile kurgusal anlatım öğelerini, teknik anlamdırma açığında kurgu ile aynı düzlemde kesiştiren yapım, gerçek arşiv görüntülerini; öğe tamlamasından sıyırtıp, bütünün akıcılığına remen teslim ediyor. iki ucun bir tamlama halinde seyirciyi kapsayışı ise, tek kelimeyle acı verici. eserin uyarlandığı kitabın yörüngesinde; bir çok alt hikaye barındıran öykü dünyası; hervey pekar’ın sinik, ters dönmüş karanlıkların kalbinde ki dünyasını, mükemmel bir zamanlama ile kapsayıp, görüntülerin gerisinden koşan küçük cehennemler misali izleyenin zihninde hayali döngüler yaratıyor. düşüncelerin ortasında ise kimyayı eşeleyen müthiş bir ortak zihin parıldıyor. mesela bu noktada; our cancer year' sonlanınca beraberlik daha yasal kabul görmekte; peker'ın robert crumb ile ilk tanışması daha iyi çizilmişti ama filmin başarısı, kurgu ile gerçekliğin yakınlığında ki sahte ayrıntıların dağılımı. o kadar ince bir sınır ki "bakın arka plandayım, el sallıyorum" dendiğinde hafif titremeden edemiyor. peker'ın kendi ismi üzerine, gerçeküstü bir sadelikle devinen planda-gizemi incelediği. gittikçe tırmanan ; latterman koşullu; bulanan nefret ile paralellik gösteren fiziksel çöküşü ise, gerçek bir çizgi roman kahramanının karanlık yönleri olarak seyircinin adeta zihnine kazınıyor. bu bağlamda paul giamatti’nin harvey pekar rolünde ki rahatlığındanda söz etmemiz lazım. limon dilimleri tadında akan filmin en güçlü öğelerinden biri kuşkusuz giamatti. filmin yönetmenleri oyuncuya harika bir duygusal açıklık teslim ediyorlar. bu açıklıktan çok sesli bir oyunculuk kotaran giamatti, hope davis’in canlandırdığı joyce karakteri ile gerçekliğin değişkenliği üzerinden hareketlenen bir hayat döneminin son çeyreğinde tutsak kalmış sanki. yeterince sakin olamayan bu çeyreklik, genelde yıkıcı bir duygusal travma karesi taşıyor yüreğinde. bu arada gerçek olmak, çizgi roman fikrinin kalbinde ki “gerçekliği tartışılır kılıp, anı hafife almak” duygusallığı ile karşıtlık oluştururken; sistemi besleyen fikirlerin genelde, sistemin ihtiyacı olan düşüncelerden çeşitlenen bir tür kabul ediş artısı olarak çeşitlenmesi şaşırtıcı değil. fakat tüm bu armonide şaşırtıcı olan ban başka bir sorunsal var. o da kişiselleştirilen görüntülerin senli, benli ilişkisi. seyircinin bütünlüğü sezen rahatlığı, filim den çıktıktan bir süre sonra dağılıyor, rahatsız olmaya başlıyorsun. kendini tekrar içerde hissettiğinde ise, dünya'yı paylaşamıyorsun. sadece izlemek, izleyebilmek yeterli oluyor. geçen arabalar, uçan kuşlar, suyun sesi...herşey göz kapaklarınızın şimdisi gibi ağırlaşıyor. kendi düzeninin eksik kahramanı oluyorsun. son bir kez denemek için dolmuş. evrenin merkezine nişanlı. dimdik fakat yalnız.
45 entry daha
hesabın var mı? giriş yap