hesabın var mı? giriş yap

  • hindistan'ın en güneyin de yer alan eyalet; dalgaları, güzel sahilleri, backwaters'ı ve palmiye ağaçları ile kesinlikle yeryüzündeki cennetin en güçlü adaylarından birisi. doğası, bulundurduğu sinagog ve kiliseleri, portekiz kaleleri ve hint tapınakları, çin balıkçı ağları içinde sakladığı güzelliklerden sadece bir kaçı.

    başkenti trivandrum olan eyalette malayam dili konuşulmaktadır. hindistan'ın okur yazar oranı en yüksek bölgesi olan kerala'da iletişim konusunda pek sıkıntı çekmeyeceksiniz. eyalette kesinlikle ziyaret etmeniz gereken şehirler ise kochi, alappuzha, varkala ve kollam'dır.

    hindistan'ın kaosundan nasibini kerala'da alıyor. yine de bu kaos diğer bölgelerine göre çok daha az. hindistan'ın genelinde geçerli olan uyarılara burada da uymanız lazım. her ne kadar diğer bölgelere göre daha temiz olsa da yine de bizlere göre kirlidir.

    eyalette yapılabilecek etkinliklerden en güzeli backwaters' da tekne gezintisidir. yemyeşil doğanın içinde bu gezintiye kesinlikle bayılacaksınız. eğer çok paranız yoksa bu seyahat için devletin kendi teknelerini tercih edebilirsiniz.

  • ben: baba, masanın üstünden telefonumu verir misin?
    babam: masa üstünde göremedim bi de belgelerime bakayım mı ehehehe
    ben: ...
    kendisi 52 yaşında bir troll.

  • bob dylan, paul mccartney ve miles davis ile birlikte 20. yy'ın en büyük üç müzik insanından biridir. müzik tarihi onsuz yazılamaz. gelgelelim 39 stüdyo albümü çıkaracak kadar üretken biri olarak, arada kötü yorumlar alan pek çok çalışması olmuştur.

    bu açıdan street-legal (1978) çok özel bir yerdedir. çünkü bu albüm çıktığında kötü yorumlar almamış, adeta aşağılanmıştır. öyle böyle kötü yorumlar almamıştır. yerin dibine sokulmuştur.

    bunun ne kadarının dylan'ın herhangi bir işine bu kadar kötü yorum yapılmasına yönelik koruyuculuğumdan, ne kadarının nesnel yaklaşımım olduğunu bilmesem de, benim kişisel olarak bayıldığım bir albümdür bu. 70'lerdeki son iyi dylan albümünün desire olduğu söylenir. benim için bu street-legal'dir.

    bilhassa soundu ve dylan'ın denedikleri ile eleştirilir bu albüm. halbuki öyle bir dönemdir ki bu, dylan'ı o sounda pek çok etken adeta zorlamış, bu albümün soundu için onun zihnine girmiştir.

    sound kısmına gelmeden önce, dönemin dylan için fazlasıyla travmatik olduğunu söylemek gerek. eşi sara'dan boşanmak üzeredir ve çocuklarının velayet davası vardır. idolü elvis tam bu sıralarda ölmüştür. bu yüzden ağır bir depresyona girmiştir. uzun zamandır üzerinde çalıştığı deneysel filmi renaldo and clara gösterime girmiş, beğenilmemiştir.

    yani kafası aslında tam olarak müziğe odanaklanmış halde değildir. yine de ortaya çıkan kalabalık müzisyen kadrolu, dylan'ın diğer albümlerinde rastlamadığımız kadar "neşeli", orkestral ve klasik r&b'vari çoklu kadın geri vokalli albümün tümüyle dylan'ın kafa karışıklığından kaynaklandığını söyleyemeyiz.

    dylan zaten 75'de rolling thunder revue projesinin konserlerinde böyle kalabalık ekibi sahnede kullanmış, bütün yan handikaplarına rağmen keyif de almıştır. bu "kalabalık içinde olma ihtiyacı"nın evliliğindeki sıkıntılardan kaynaklandığı da söylenebilir. çünkü sahne dışında da öyle yaşamaya başladığı zamanlardır bunlar dylan'ın.

    örneğin 1977'de günlerce leonard cohen'in phil spector prodüktörlüğünde çıkardığı death of a ladies man albümünün kaydında takılır allen ginsberg'in de başını çektiği bir klanla.

    zaten street-legal'deki kalabalık kadın vokal ve onların şarkıdaki rolleri için onu etkiyen bir cohen'in tarzı olmuştur, bir de dylan'ın klasik r&b tutkusu. (tamam kabul, belki cohen'den etkilenmemiş de olabilir. bu konuda yaygın bir inanış yok. belki ben böyle varsaymak istiyorumdur.)

    tam bu esnada elvis hayatını kaybeder. aralarında herhangi bir irtibat olmasa da, dylan için elvis bir idoldür. o olmasaydı, kendisinin de olmayacağını söyleyecek kadar tutkulu bir hayranıdır elvis'in. new morning albümündeki went to see the gypsy şarkısını onun için yazdığı rivayet edilir. öldüğünde, haberi aldığında yanında olan çocuklarının sanat eğitmen "elvis'in müziğini beğenmediğini" söylediği için onunla bir hafta tek kelime etmemiş, derin bir yasa bürünmüştür.

    elvis'in ölümünden sonra çıkan ilk dylan albümü olan street-legal'in soundunun elvis'in son yıllarındaki kalabalık orkestralı konserlerinin bir benzeri olması bu açıdan hiç de tesadüf değildir. bir saygı duruşudur.

    ki zaten bu albümden hemen önce çıktığı japonya turnesinde dylan kendisi ile sahnede çalan müzisyenlere elvis'in kendi orkestrasına yaptığı gibi bir örnek kostüm diktirişi grupta huzursuzluklara sebep olmuştur.

    dolayısıyla street-legal'in yadırganan tonu, dylan'ın 75'de kendi başına girdiği bir yolda, karşısına çıkan cohen ve elvis'in de etkisiyle oluşmuştur desem yanlış olmaz.

    albümün kayıt süreci de sancılı olmuştur. kadronun biraraya getirilmesi, dylan'dan kaynaklanan ve bazıları da ondan kaynaklanmayan sebeplerle uzamıştır. müzisyenler sık sık değişmiştir. örneğin married with children dizisinde peggy karakterini canlandıran katey sagal, ilk kadın vokal ekibindedir. fakat o oluşturulan grubun ses aralığı ile dylan'ın onlardan talep ettiği ses aralığı uyuşacak gibi değildir. sagal daha sonra bunu ilk gün fark ettiklerini, fakat korkudan dylan'a söyleyemediklerini anlatacaktır.

    fakat bunca travmatik bir dönemde yapılmasına ve kayıt sürecindeki sıkıntılara rağmen street-legal hiç de eleştirildiği kadar kötü bir albüm değildir.

    bir dylan albümüne neden girdiği asla anlayamayacağın new pony adlı şarkıyı bir kenara koyarsak, çok iyi şarkılar vardır. changing of the guards, no time to think, is your love in vain?, true love tends to forget gibi dylan klasikleri arasına girmemes, haksılık olacak parçalar bu albümde yer alır. senor, we better talk this over ve where are you tonight? da yine başarılı şarkılardır.

    o dönem hayatındaki en mühim değişiklik olan boşanmasının izini de şarkılarda sürmek mümkündür. gerçi kafası karışıktır dylan'ın bu konuda. yeri gelir günah çıkarır ve pişmanlığını dile getirirken, kimi yerde ileriye bakar.

    örneğin baby stop crying, "berbat bir adamla birlikte dibi gördün sevgilim" dizesi ile başlar.

    ya da we better talk this over'da;

    "bunun hakkında konuşsak iyi olur
    belki ikimiz de ayıldığımızda
    sadece elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan
    bir insan olduğumu anlayacaksın

    bu durum ancak daha da zorlaşır
    neden yok yere acı çekelim?
    buraya kadarmış deyip, kendi farklı yollarımıza gidelim
    henüz çürümemişken" der.

    sözünü ettiğim dylan-elvis ilişkisi ile ilgili son bir anektod ile bitireyim entry'yi. daha önce elvis, dylan ve george harrison'ın birlikte stüdyoya girip kayıt yapacağı, fakat elvis'in gelmediği söylenirdi. yakın zaman önce yapılan bir röportajda konu dylan'a sorulduğunda, "gelmeyen elvis değil, george ile bendim" der sanatçı. eminim bu doğru değildir. ama dylan'ın verdiği cevap bu.

    not: şarkı sözlerinin çevirileri mahir ünsal eriş/ bob dylan sözler/kara plak yayınları

  • 15 ekim'de gerçekleştireceğim olay.
    evliliğimin ilk 2 yılını türkiye'de geçirdikten sonra, almanya'da doğup büyümüş eşimin türkiye şartlarına ayak uyduramamasını bahane ederek bu ülkede yaşanan rezilliklere dayanamadığım gerçeğiyle gidiyorum.

    ülkemi terk ediyorum, ama aslında ülkem beni çoktan terk etmiş.

  • sadece "ööö öö" ibaresini aratınca (tırnaklar hariç elbette) sürpriz öğütler veren sözlük eğlencesi:

    aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
    aaööööööaaaöööööööaaaaööööööaa
    aööööööööaaööööööööaaööööööööa
    aööaaaaööaaööaaaaööaaööaaaaööa
    aööööööööaaöööööööaaaööööööööa
    aööööööööaaööööööaaaaööööööööa
    aööaaaaööaaööaaaööaaaööaaaaööa
    aööaaaaööaaööaaaaööaaööaaaaööa
    aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

  • tezgahtan 50 kuruşa alıyor olsam, "usta o ne ya az düzgününden ver!" diyeceğim poğaçadır. tam buğdaylı olması sebebiyle bu fiyata satıldığını düşünüyorum ama bizim orada tam buğday ekmeğinin fiyatı bile 2 lira. yani tezgahta 75 kuruşa satılan poğaçayı hadi diyelim sen 1.5 liraya bilemedin 2 liraya sat, lan tamam 3 lira olsun da 4 nedir arkadaşım?

    iki ısırıklık poğaçanın kapış kapış gitmesi de ayrı bir konu. ya bende bir gariplik var, ya millet delirmiş. çıkıyorum cafe'den hemen önündeki tezgahtan 50 kuruşa poğaça alıyorum tadına doyamazsın. ama millet 4 lira verip bu iki ısırıklık şeyi almak için kuyruk oluyor, yanında da zehir gibi siyah americano... türkiye küçük şikago olmuş haberim yok.

    bi de panino var, üç ısırıklık o 6 lira. sanırım tek ısırık 2 lira buralarda.

  • facebook'ta paylaştığı bir gönderide;

    --- spoiler ---

    suçlusun basbakan asgari ücret 184 tl iken 760 tl yaptın......
    suçlusun halk bankası sen den önce esnafa %47 faizle kredi veriyordu sen %13,%10 en son olarak %5 yaptın
    suçlusun erdoğan sosyal dayanışma fonu 892 milyon tl iken 2milyar 365milyon tl ye yükselttin
    suçlusun erdoğan kişi başına milli geliri 1.300 dolardan 10.000 dolara çıkardın
    suçlusun gariban sofralarında iftar açtığın için..
    --- spoiler ---

    gibi paylaşımları bulunan eleman. ama 2000-3000 dolarlık arabası yanınca kişi başı milli gelirin 10000 dolara çıktığını unutmuş olmalı ki hüngür hüngür ağlıyor. o övündüğü sosyal dayanışma fonundan alsın parasını madem. ya da o övündüğü düşük faizlerle çeksin bir kredi.

  • birde "live" vakası vardir ki insanı öldürür. "nba live" derken layv, "i live in hede" derken liv okunur.