• bu dizi son bölümü ile, bize, emek harcanmış türk yapımı bir diziyi de baştan sona ağzımız açık, nefesimizi tutup izleyebileceğimizi göstermiştir.
  • gecenin bu saatinde, eski plak kayıtlarını açıp, nigar uluerer'in sesinden ''bir ihtimal daha var'' eşliğinde adamı rakı içirten dizi. ne dizisi ya bildiğin fenomen. senaryonun harikalığını, kurgunun adamı ters köşeye yatıran, şeytanın gör dediği noktayı gösteren, ince ince işlenmiş başarısını, türkiye'nin gary oldman'ı, joe pescisi barış falay'ın harika oyunculuğunu, yiğit özşener'in kendini aşmış performansını, salih kalyon üstadın adamı sarsan yeteneğini, bade işçil'in güzelliğini, tefo'nun dramını, kestiği rolün inceliğini herşeyi geçtim, unuttum ama sadece dünya sinemasının en iyi oyuncularından birisi olan ustaların ustası tuncel kurtiz'in can verdiği ramiz dayı karakteri için bile ayrı bir sinema filmi çekmek lazım. ezel tüm olumlu ve izlenebilir yanlarıyla başarılı bir dizi olarak bir köşede duruyor kendini izlettiriyor ama ramiz dayıya can veren tuncel kurtiz dizi içinde bambaşka bir film oynuyor, kitap yazıyor adeta.

    bildiğimiz eski tip mahalle kabadayılığının, raconun, delikanlılığın, büyüklerimizden dinlediğimiz efsane kulağı kesiklerin;paraya tahvil edilmiş kahpeliklerle köşebaşlarını tutmuş kravatlı hırsızlara, ofis mafyasına, silahı saklamanın değil kadına çekmenin, arkadan vurmanın marifet olduğunu sanan yeni yetme mafyözlere verdikleri derin ayar için bile başyapıt sıfatını hakediyor bu dizi. kaybolup giden ve nostalji haline getirilen, zamana yenildi diye dalga geçilen ''mahallenin namusunu koruyan ağır abilerin'' hala yaşadığını, garibana bir tas çorba içiren tatar ramazanların mapus damlarında son mohikanlar misali bu kahpe düzene meydan okuduğunu böylesine ince ayrıntılarla sunduğu için ezel çok ayrı bir noktada benim için.

    sinema tekniği açısından, çekimleriyle ayrıca incelenip övgüler yağdırılabilir ama bu diziyi bu kadar heyecanla izlenilir kılan satırarası mesajları, dikkatli gözlerin görebildiği dokundurmalarıdır. dantes nüansı, monte cristo kontu, suç ve cezaya teğet geçip dostoyevski'nin kumarbazının bam teline basması türkiye dizi/sinema/tv tarihinde eşine çok az rastlanır bir derinlik.

    ''bir ihtimal daha var oda ölmek mi? dersin''... sevgilinin dudağına ölümle yaşam arasında geçen saliseler içinde kondurulan bir öpücük kadar ince, kendisine silah doğrultanın böğrüne eski yadigar emaneti samatya meydanda dayayacak kadar keskin, öldürmeye değil kendisi için gülerek ölüme koşacak bir fedai haşhaşi geleneğini yaşatacak kadar derin bir adam ramiz dayı.

    kaybolmayan ve zamana meydan okuyan bütün raconların şerefine. fonda türk sanat müziği mutlaka...
  • sırf "şu" nun için bile izlenebilecek diyemediğim enfes yapım.
    zira, alinin "noluyo lan" ını bir yana koyuyorum, dayının "kardeş" diye başlayan cümlelerini, başabaş kalıyorlar.
    sonra, tefo nun bu sefer sıçtık ya tavrını her seferinde yeyip sonunda rahata ermek mi , yoksa cengizle serdarın başını yiyecek olayları silsilesini tırnaklarımı yiyerek beklemek mi zevk veren diye düşünüyorum, bulamıyorum.
    yani ister sırf ezelin tipi için, ister sırf şebnemin gözü* için izleyin. ama valla izleyin bak.

    --- spoiler ---

    bu akşam bir atkı ve bir şapkayla nasıl güçsüz görünülür konusunda ders vermiş dizidir. ayrıca dayı olmanın, alinin mekana giderken iki arada bir derede üst baş değiştirmeyi akıl etmekle mümkün olduğunu göstermiştir. hangimiz o "nasıl koydum çocuğu" heyecanından sıyrılıp kırmızı kaşkolu çıkarmayı akıl edebilirdi yahu?

    --- spoiler ---
  • bu dayı iki gece önce kozmik odada iki metre uzağımdaydı da başını ağrıtmayayım dayının rahat bırakayım dedim, gitmedim yanına. bilseydim bu bölümü çektiğini gitmez miydim hiç. böyle açaydım kollarımı iki yana... tutaydım onu... tutaydım onu ben... sarılaydım böyle boynuna... poz ver diyeydim yanak yanağa... poz verirdi o vakıt...

    içtiğim efes kan olaydı, yae boşver diyen dilim kopaydı... benim yüzümden... benim yüzümden... dayıııı... dayııııııı
  • o degil de selma hanim; boynuna bicak dayali, kafasi adamin elleri arasindayken dayiya oyle bir guldu ki, iste dedim ask. cok hos bir detaydi, cok!
  • alisik oldugumuz türk dizileri ne kadar bünyemiz bozduysa, hangi bölümden itibaren icine edecekler diye bekledigimiz dizidir... son gaz, heyecanini yitirmeden devam etmektedir.. burdan senaristlerin basini oksarken "aman ha, bozmayin" diye uyarmak istiyoruz... kanali birak, set basilir maazallah...
  • sürekli insanların bişeyleri yapıyormuş gibi yapıyormuş gibi yapıyormuş gibi yaptığı , nasılsa başka bi ayaktır 10 dakka sonra belli olur diyerek içindeki olayların hiçbirine inanmadığım dizi.son bolumunu izlesem yetermiş gibi geliyor
  • son tuşuna basıp benden sonra yazılan her şeyi okuyorum hakkında ve gördüğüm kadarıyla bu bölümdeki hatalardan pek çok kişi bahsetmiş.. bahsetmiş ama bu hataların önemsiz olduğunu, zaten bunun bi dizi olduğunu, bu hatalar olsa bile yine de harika bi bölüm olduğuna kanaat getirmişler.

    ben bu fikre katılamıyorum. seyrettiğimiz şey bize bi gerçeklik sunuyorsa, o zaman o gerçeklik içinden dışarı taşmamalı. ancak o zaman seyrederken şaşırabilir, sevebilir, heyecanlanabiliriz. bu konuda daha önce seksen üç defa verdiğim örneği tekrar yazıyorum, orta dünyada geçen bi filmde adamın teki büyü yapsa bunu kabul ederiz ama bizim dünyamızda geçen bi polisiyede adamın teki on kat aşağı atlayıp koşmaya devam ederse seyretmeyi bırakırız. hayır bu illa ki salt gerçekleri seyretmek istediğimiz anlamına gelmiyor işte, kendi sundukları gerçekliğin dışına taşmamalılar.

    misal bi polisiyede baş kahramanın attığını vuran adam olmasını kabullenebiliriz, iyi nişancıdır deriz sorun yapmayız. ama eğer bi plan yaparsa o planının tesadüfler ve kendi kontrol edemediği değişkenlerin tümüyle kendi yararına gelişmesi üzerine gerçekleşmesi kabul edemeyeceğimiz bi şey olur.. ki zaten ona plan denmez zaten, plan kendi yapacakların ve başkalarının da yapacaklarını tahmin etmen üstüne geliştirilen bi stratejidir. bütün işi şansa bırakırsan o plan değildir ki..

    en başa dönelim, ramiz dayı ali'nin kumarhane için soner'den icazet alacağını, bu icazetin karşılığında kendisini pazarlık konusu yapacağını tahmin ediyor. birinci sorun burada.. belki soner ali'ye kumarhaneyi zaten verecekti. ama vermeyeceğini tahmin etti diyelim bu mümkün.

    ali emniyete gidip kendisini araştırdığı için soner'e kendisini sunacağını tahmin etmiş. bu yüzden de güçsüz rolü yapacakmış.. e iyi de ramiz, daha ali emniyete gitmeden önce güçsüzmüş gibi görünüyordu, yalnızdı, kullan at hatlardan alıyordu. ali bütün bunlardan sonra emniyete gitmişti zaten. ve doğal olarak da ramiz'in bunlardan sonra haberi oldu. ali'nin emniyete gideceğini önceden tahmin edip güçsüz rolüne önceden mi başladı.. yooo öyle de demedi tefo'ya. bu ramiz'in planında değil, dizinin senaryosundaki en büyük çatlak..

    ali soner'e dayı artık yalnız ve güçsüz diyor resimleri gösterip, ama soner'e bi şey sunmuyor. en fazla ramiz'in bi telefon numarasını veriyor ki zaten o numara için soner'in ali'ye ihtiyacı yok. yani bi numara yüzünden ali'ye kumarhane icazeti vermesi mantıksız. kaldı ki dayı da neyi tahmin etmiş olabilir, ali soner'e der ki, "aranızda bi racon var, sen o raconu bozamazsın, ama bu racon beni bağlamaz, bak dayı zayıf, el altından bana bi iki adam ver, ben gidip dayıyı halledeyim, karşılığında bana kumarhaneleri ver".. dayının tahmini böyle olur ve mantıklı olan da budur. ben de öyle sanmıştım zaten ama sonra ali kumarhanesine gidip masalarla ilgilenince asıl n'oluyor lan'ı ben dedim.

    soner gitti kadını rehin aldı.. neye dayanarak. iki resim, ve ali'nin "dayı zayıf" lafıyla yılların raconunu bozdu. dayı bunu da önceden tahmin etmiş ve soner'in raconu sadece ali'nin lafıyla bozacağını tahmin edip önceden sinemaya mısırcı yerleştirmiş.

    geldik yeni soruna.. o gece soner'in sinemada olacağı ne malum. dayı nerden biliyor soner'in sinemada olacağını. soner'in bütün ajandasını biliyor mu.. o gece adam sinemada olmasa ne yapabilir.. sıfır.

    herkesin gözüne çarpan şey, mısırcıyı içeri almaları. böyle bi plan olmaz. daha planı yaparken yanındaki adam "abi ya almazlarsa mısırcıyı içeri" der, başka plan yapılır. kaldı ki zaten adamlarından biri gider mısırı tezgahtan alır. yüzde doksan dokuz ihtimalle olacak olan budur.

    bu kadar fazla açmaz olunca kurgu ve zamanlama numaralarıyla ne yazık ki plan hiç de insana n'oluyor lan dedirtemiyor kusura bakmayın. üstelik sadece bu plan özelinde de değil, senaryoda da çok büyük bi sorun vardı. çünkü bölüm bize bu planın üstüne olduğunu gösterince biz gördüğümüz her şeyi bu planla ilişkilendirdik ama o rus tetikçi, halledilmesi, arabasının enkazının çıkarılması sahneleri bu planla alakasızmış. madem alakasızdı bu bölümde hiç olmamalıydı o sahneler. kafam karışmıştı o sahnelerle bu plan arasındaki bağlantıyı kurmak, ceset torbasındaki adamın soner'le ne gibi bi alakası olduğunu düşünmekten.. bi alakaları yokmuş.

    kısaca.. bi önceki bölümünden fersah fersah ilerde ama en iyi bölümlerinden de geridedir. arada gördüğüm kurtlar vadisi kıyaslamasında ise kurtlar vadisi (pusu olanı demiyorum, ilki) ile arasında ışık yılı farkı vardır. kv en tırtından saçmasapan bi şeydi. ezel hiç olmazsa aha bak üstüne her bölümde tefrika yazmaya değdirecek kadar ileride..
  • --- spoiler ---

    havaalanındaki anonsta "istanbul'dan ispanya'ya gidecek uçak" deniliyordu. hangi şehri lan ispanya'nın? ada vapuru mu bu be, şehir şehir dolanacak mı uçak ispanya'yı??

    --- spoiler ---
  • şüphesiz, dizinin en sahici karakteri kerpeten ali'dir. canım benim ya.
hesabın var mı? giriş yap