hesabın var mı? giriş yap

  • elalemde olunca bizdekinin de meşru olacağı ve normalleştirileceği ümidiyle gündeme getirilen olaylardır.

  • türkiye'ye gelmesi halinde şahsıma cine 5 decoderi aldırtacak dünyanın en iyi savunmacısı.

  • kız desen dalgınlıktan uçmuş kaptırmış gidiyor, yanındaki gözetmen ne kendi tarafındaki frene basıyor ne el frenini çekiyor ne de direksiyona müdahale ediyor. kaza oluyor ona rağmen kıza sağa çek diyor. * toros desen ayrı bir değişik, yolun ortasında naptığı belli değil.

    kısaca nerden tutsan elinde kalıyor.

  • yalnızken ağlayan insan vicdan sahibi, samimi ve duygusal kişidir. gözyaşlarını sömürüye dönüştürmeden kendi kendini rahatlatır. güçlü insanlara özgü davranış biçimidir.

    selam olsun onlara, yalnız geldik zaten dünyaya. mutluluğu paylaş, acıları kendin yaşa.

  • istiklal'de bira içmenin kişisel bir seçim, kamu üniversitesinde verilen yemeğin ise devlet hizmeti olduğunun ve her gelir düzeyinden kişinin rahatlıkla faydalanabilmesi gerektiğinin farkında olan bilinçli öğrencidir.

    ek: başlık başa kalmış.

  • memlekette son zamanlarda bu olay türedi. oğlum illa günlük güneşlik günlerde mi millet sipariş verecek. sen karlı , yağmurlu vs günlerde ona göre çalışanlarına tedbirini aldır. aldıramıyorsan hizmet verme bunun hizmet alanla ne alakası var. kimse internete girip restorantlar kapalı olunca çılgınlar gibi pizza söylemeliyim diye ortalıkta tepinmiyor.

  • whatsapp eskiden sadece yakın arkadaşlarımın falan olduğu bir yerdi. sonradan böyle sucudan utanan maymunların üzerime üzerime geldiği bir yere dönüştü (bkz. ilgili foto) ayrıca tolunay abi (sucu) sen o damacanayla taksim'in ortasında çırılçıplak banyo yapabilecek arsızlıkta bi adamsın..bırak bu ayakları allah aşkına ya. hem yersiz ve anlamsız kullanıyosun. sadece "evde değilim abi başka sefere" dedim..bundan neden utanıyosun? ne alaka yani?

    bak suat abi öyle değil mesela. onun da whatsapp'ı olmasına rağmen hala sms ciddiyetinde, yaşına uygun hareket ediyor. henüz istanbulspor'un süper lig'de fırtına gibi estiği ve uçaklardaki 'kara kutu'nun aslında turuncu olduğunu bilmediğim yıllar... bir simitçi (suat abi) beraberindeki yaklaşık 150 simitle bizim tribüne doğru yaklaşıyor... ölüm kalım maçı. karşı tribünle yaptığımız tezahüratın 'es' verdiği anlarda suat abi de tek başına kendi pazarlamasını yapıyor. yani bir süre sonra tribündeki tezahürat "sarııııııııııııııııııııııııııııı" "smiiiiiğğğttttt" "siyaaaaaaaahhhhhhhhh" şeklinde anlamsız bir şeye dönüşüyor. ama çok aldırmıyoruz.

    yükseklerden kalabalık bir grup 15-20 tane simit söylüyor. suat abi durumu ciddiye alıyor ve gruba doğru ilerlemeye başlıyor. suat abi ile grup arasında kısa bir süre sonra bi hareketlenme oluyor. gruptan bi manyağın "lan simit 500 olur mu bizim orada 250!!!!" diye bağırdığını duyuyorum sadece. "o zaman sizin oradan alıp gel oros çocuğu" demiyor suat abi. terbiyesizliğin her şekliyle muhattap olan ama hala kibar kibar dert anlatmaya çalışan, terden sırılsıklam ve güneşten kapkara olmuş bir adam var o kalabalığın ortasında. en son "bundan simit alanın annnassınnı skeyim!!!" dediğini duyuyorum o manyağın. ardından suat abi ve beraberindeki simitler 2-3 sıra aşağı doğru yuvarlanıyorlar. henüz 60. dakika ama hakem maçın bitiş düdüğünü çoktan çalıyor benim için.

    yıllardır en çok kafayı taktığım konulardan biridir bu tribünde dönüşüme uğrayan karakterler. hadi bunu zimbardo'nun 'the lucifer effect'i (bkz. the lucifer effect) açıklıyor diyelim..peki evlerdeki tüm bölümlerin elektrik düğmeleri içerideyken neden sadece banyo ve tuvaletin düğmeleri dışarıda onu açıklayabilen var mı? sanırım ev halkı birbirleriyle bol bol şakalaşsın, arada küskünlük dargınlık olmasın diye zamanında şakacı bir mimar tarafından anlamsızca böyle uygun görülmüş ve günümüze kadar sorgulanmadan böyle gelmiş. başka bir şey gerçekten gelmiyor aklıma.

    ama aklımdan gitmiyor suat abi. bırakıyorum maçı falan, gidiyorum yanına topluyoruz simitlerini. belki simitçi değilim fakat ben de az adam smith'çi değilim. hür teşebbüsün halinden anlarım. şöyle kafamı kaldırıp "ayıp değil mi beyler?" şeklinde inceden bi tepki göstereyim dedim. en az 30-35 kişinin kafası bir anda bana döndü ve içlerinden biri "ne diyosun lan yavşak??" diye bana seslendi. ardından "bekleyin bakayım siz orada bekleyin!..." şeklinde gruptan 7-8 kişi milletin kafasına basa basa bize doğru ilerlemeye başladı. ben, suat abi, simitler ve tüm bunların sorumlusu adam smith hayvan gibi kaçmaya başladık. ama nası koşuyoruz...

    stadın turnikelerinden harika bir atlayış gerçekleştirdim. ben o atlayışı yaptıktan sonra stadyum böyle filmlerdeki gibi havaya uçacak sandım. onun yerine suat abinin göbeği turnikelere takıldı. geçemiyor adam. bastırdım elimle suat abinin göbeğini, o da geçti sonunda. işte biz o gün tanıştık. ilk lafı "siz de benim yüzümden maçınızdan oldunuz be yavrum" oldu. "en azından şerefimizden olmadık suat abi ne olacak" dedim. 2 tane simit verdi. biri adam smith'e. "zaten bu şerefsiz karıştırdı ortalığı suat abi ona verme" dedim ama dinlemedi. adam smith "bunlar yere düştü, ben yemem" dedi. "adam" dedim.. "ya sen çok pis bi insanmışsın be" dedim. "senin ilkelerin uğruna az kalsın canımızdan oluyorduk sen ne diyorsun olum" dedim. sonra hızımı alamadım "buna simit verenin annnassınnı skeyim!!!" dedim. ağzımı bozdu şerefsiz. ama sustu, çıkaramadı sesini..somurta somurta kafasını öbür tarafa çevirip bi ısırık aldı.

    o günden beri irtibatımız vardır suat abi'yle. müthiş ilginç bi hayatı var. bir ünlü ölür ölmez, aynı gün atkısını üretebilme gücü var. her şey var suat abi'de. ömrü cenazelerde geçiyor. bir gün hal hatır sormak için aradım, ibrahim tatlıses vurulur vurulmaz atkı yaptırmış "benim oğlanlar yarın öğlene kadar yok, bana 2-3 saat yardım etsene" dedi. hastanenin önünde buluştuk. yaklaşık 3 saatte 30-35 tane atkı sattım. önceki gece biri gelse, "yarın ibrahim tatlıses mermiye kafa atacak, sen de hastanenin önüne gidip onun atkılarını satacaksın" dese "sen git ananla dalga geç" derdim. onun yerine simsiyah takım elbiseli, güneş gözlüklü bi adam geldi "sen vurulacağını biliyor muydun ne zaman yaptırdın bu atkıları?" dedi, elim ayağım titredi. "suat abi yaptırdı abi ben yaptırmadım" dedim. "suat abi kim?" dedi. tam o sırada suat abi elinde ibo baskılı fermuarlı üstlerle geldi, "olm atkıları boşver, bunlara yüklen" dedi. allah belanı versin suat abi allah belanı versin. suat abi kısa sürede adamı üstün güçleri olduğuna ikna etmiş olacak ki adam gitti. bana whatsapp' ta neden profil fotoğrafım olmadığını soruyorlar..evet belki bayramdan bayrama mesajlaşıyoruz ama ben whatsapp'tan bile artist artist bakamam suat abi'ye (buraya utanan maymun gelecek) ondan yok. vesikalık koyacak kadar da patolojik bir şekilde yaşlanmadım henüz. şimdilik en iyisi hiçbir şey olmaması. en iyisi bu.

  • yanlış soru. çekiyor.

    bak şimdi, troll falan demeden anlatıyorum. kütle çekim kuvvetini f = g.m1.m2 / d^2 ile hesaplıyoruz. yani etkileşimde bulunan iki cismin kütlelerini evrensel çekim sabitiyle çarptıktan sonra, iki cisim arasındaki uzaklığın karesine bölüyoruz.

    evrensel çekim sabitinin değeri, mks sisteminde 6.67 × 10^(-11)

    google'dan ortalama ağırlıklara şöyle bir baktım. bir karpuzu uç değer sayılabilecek şekilde ortalama 7 kilo alalım ki çekim gücü en yüksek olsun. elmayı da büyük boy seçip ortalama 150 gram alalım. bu da kilogram olarak 0.15'e eşit.
    şimdi formülde, pay kısmında bulunanların hepsini çarparsak yaklaşık 7 x 10^(-11) çıkar. aradaki mesafeyi de küçük alalım ki sayının tamamı en büyük olabilsin. mesela aralarında 1 cm olsun. mks sistemi gereği metreye çevirirsek 0.01 eder. karesini alırsak ve ilk bulduğumuz değere bölersek elde edeceğimiz son sayı 7 x 10^(-7) olur. yani 0.0000007 newton. karpuzun elma üzerindeki kuvveti bu kadar. elma da karpuza buna eşit ama bununla zıt yönlü bir kuvvet uyguluyor. yalnız bu esnada ikisi de yeryüzü tarafından aşağıya doğru, daha büyük bir kuvvetle çekiliyorlar. dolayısıyla elmanın, dünyanın çekim kuvvetini yenerek karpuza doğru gitmesinin imkânı yok.

    evet, huzura erdin mi bunu öğrenerek sayın yazar?

    edit: bir arkadaş entry'de ciddi bir hata olduğunu ve kütle çekimini bir mıknatısın kolayca yendiğini söylemiş. aslında söylediği "kütle çekim en zayıf kuvvet" gerçeği, benim söylediğimi çürütmez, destekler. elektromanyetik kuvvet, kütle çekim kuvvetinden güçlüdür ama karpuz ve elma manyetik özellik göstermez. dolayısıyla kütle çekiminden daha ağır basan bir etkileşimleri yok. muhatap oldukları ve yenmeleri gereken makro boyutlu tek temel kuvvet kütle çekimi. bu durumda bileşke kuvvete bakarız. o da yer çekimi lehine olur.

    sürtünme zaten her türlü harekette hesaba katılması gereken bir şey ama başlığın konusu bu iki cismin birbirine çekim kuvveti uygulamadığı iddiası olduğuna göre daha derin hesaplar yapmaya gerek yok bence.